6 Haziran 2014 Cuma

Bir Yaşanmışlıklar Şehri Nevşehir…


Nevşehir ve Peri bacaları Türkiye’de görmek istediğim yerlerin başında geliyordu ve tatil için seçimimiz orası oldu. Derken zaman akıp gitti ve tatil için yola çıkma zamanı geldi. Otobüs yolculuğunu ben istemiştim. Camın puslu olduğu anda başımı cama dayayıp akıp giden yola bakma huzurun bir diğer adıydı benim için. Ama yolculuk zannettiğimiz kadar güzel olmadı. Çünkü İstanbul’da yaşamak tam bir keşmekeş iken İstanbul’dan ayrılmak da tam bir rezalet olmuştu. Yol çalışmaları nedeniyle 3 saatlik bir beklemenin ardından yorgunluk ve sabırsızlığın verdiği ruh haliyle uyuya kalmışım. Uyandığımızda artık Nevşehir’e girmiştik. Ama ortada ne peri bacası ne de kiliseler vardı. Alışkın olduğumuz sabah telaşını yaşıyordu şehir. Şehir merkezini geçtikten sonra Göreme’ye vardık. Şaşkınlığım yüzüme yansımış olmalı ki Veysel bunlar daha ne ki sen asıl peri bacalarını gör dedi. Haklıydı o kadar çoktular ki gerçek olduklarına inanmakta zorluk çektim.


                Otelimiz butik oteldi. Girişte balıklar, at arabası ve çömlekler bizi karşıladı. Odamız da kilimler duvarda, yerde hatta masanın üstündeydi. Odaya yerleştikten sonra vakit kaybetmeden dışarı çıktık. İnanılmaz sessiz, huzurlu ve olabildiğince yabancı bir kasabaydı Göreme. Bizden insanları görmek istedikçe karşımıza çekik gözlüler çıkıyordu. Arabaya binmek yerine yürümeyi tercih ettik, Görme Milli parkına. Çünkü etrafımızda arabayla hızla geçip öyle çalakalem bakacak şeyler yoktu. Aksine durup düşünmek eskilere gitmek ve o insanları anlamak gerekiyordu. Göreme Milli parkında 18 tane Klise yer alıyor. İrili ufaklı ama bir o kadar da sanatın tam anlamıyla vücut bulduğu yerler. Gezerken dua eden, ibadet eden Turistler gördüm. Onlar için nasıl şaşkınlık yaratan bir manzaraydı duvarda ki gravürler. İsa’nın çarmıha gerilişi, İbrahim’in sofrasını açması o kadar güzel resmedilmişti ki hele kullanılan renkler bizi zamanın mekânın dışına çıkarıyordu. Sık sık nasıl olurda eski zamanlarda bu işçilik ve bu kalitede malzeme kullanılarak yapılabilirler diye düşündüm.









 Hele Kliseler de ince ince oyulmuş taşlar, rahipler için hazırlanan mezarlar beni o devirde yapılan bir ayine götürdü. Çok klasik olacak belki ama mutlaka görülmesi gereken bir yer. Çünkü insanın mekan zaman ve sanat algısını değiştirecek türden olanlardan. İnce işçilikle yapılan şarap yolları,tahılların dövüldüğü taşlar olmasa orda insanların yaşadığına inanmak zor oluyor. Gezdikçe burada yaşayan insanlar olduğunu onların da sevdiğini,üzüldüğünü,ağladığını ve korktuklarını hayal ettim. Gezerken aslında bir müzeyi değil de insanların evlerini gezdim. Çünkü o kadar güzel korunmuş ki eserler bu hissi yaşamamak mümkün değil.

 Ancak bir o kadar da üzüldüm. Çünkü dağların tepesine, taşlara yapılan evler,kliseler yaşanan korkunun yansımasıydı. O kadar korkmuşlar ki doğadan belki hayvanlardan havyan derken iki ayaklı olanlar bu soğuk ve ürpertici taşlara yerleşmişler ve yaşamamışlar. 



Göreme,Avanos,Zelve hepsin de de aynı yaşamışlık hissi vardı. Biraz korku biraz keder ve bu muhteşem yerlerin bu kadar yakınımızda olmasına şükrederek otele döndüm.Otele dönerken Avanosta yaşadıklarımızı düşündüm.İnsanları,otobüsleri,Kızılırmağı ve kazları. Bu kadar güzel yerde yaşayan insanların ilgisizliği beni çok şaşırttı. Hele Kızılırmak boyunca kenarına yapılan parklarda,Suyun huzuruna kendini bırakmak dışında her şeyi yaptıklarını gördüm. Evet Nevşehir çok güzel bir yer ancak insanları oldukça,huzursuz ve mutsuz.
Nevşehir insanlarını ve gerçek Nevşehir’i başka bir yazımda size aktaracağım…
Selam ve dua ile kalın…



Fotoğraf : Sevim Görkan Ergün


Sevim Görkan Ergün....



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder