Nevşehir ve Peri bacaları Türkiye’de görmek istediğim
yerlerin başında geliyordu ve tatil için seçimimiz orası oldu. Derken zaman
akıp gitti ve tatil için yola çıkma zamanı geldi. Otobüs yolculuğunu ben
istemiştim. Camın puslu olduğu anda başımı cama dayayıp akıp giden yola bakma
huzurun bir diğer adıydı benim için. Ama yolculuk zannettiğimiz kadar güzel
olmadı. Çünkü İstanbul’da yaşamak tam bir keşmekeş iken İstanbul’dan ayrılmak
da tam bir rezalet olmuştu. Yol çalışmaları nedeniyle 3 saatlik bir beklemenin
ardından yorgunluk ve sabırsızlığın verdiği ruh haliyle uyuya kalmışım.
Uyandığımızda artık Nevşehir’e girmiştik. Ama ortada ne peri bacası ne de
kiliseler vardı. Alışkın olduğumuz sabah telaşını yaşıyordu şehir. Şehir
merkezini geçtikten sonra Göreme’ye vardık. Şaşkınlığım yüzüme yansımış olmalı
ki Veysel bunlar daha ne ki sen asıl peri bacalarını gör dedi. Haklıydı o kadar
çoktular ki gerçek olduklarına inanmakta zorluk çektim.
Otelimiz butik oteldi. Girişte balıklar,
at arabası ve çömlekler bizi karşıladı. Odamız da kilimler duvarda, yerde hatta
masanın üstündeydi. Odaya yerleştikten sonra vakit kaybetmeden dışarı çıktık.
İnanılmaz sessiz, huzurlu ve olabildiğince yabancı bir kasabaydı Göreme. Bizden
insanları görmek istedikçe karşımıza çekik gözlüler çıkıyordu. Arabaya binmek
yerine yürümeyi tercih ettik, Görme Milli parkına. Çünkü etrafımızda arabayla
hızla geçip öyle çalakalem bakacak şeyler yoktu. Aksine durup düşünmek eskilere
gitmek ve o insanları anlamak gerekiyordu. Göreme Milli parkında 18 tane Klise
yer alıyor. İrili ufaklı ama bir o kadar da sanatın tam anlamıyla vücut bulduğu
yerler. Gezerken dua eden, ibadet eden Turistler gördüm. Onlar için nasıl
şaşkınlık yaratan bir manzaraydı duvarda ki gravürler. İsa’nın çarmıha gerilişi,
İbrahim’in sofrasını açması o kadar güzel resmedilmişti ki hele kullanılan
renkler bizi zamanın mekânın dışına çıkarıyordu. Sık sık nasıl olurda eski
zamanlarda bu işçilik ve bu kalitede malzeme kullanılarak yapılabilirler diye düşündüm.
Hele Kliseler de ince ince oyulmuş taşlar, rahipler için hazırlanan mezarlar
beni o devirde yapılan bir ayine götürdü. Çok klasik olacak belki ama mutlaka
görülmesi gereken bir yer. Çünkü insanın mekan zaman ve sanat algısını
değiştirecek türden olanlardan. İnce işçilikle yapılan şarap yolları,tahılların
dövüldüğü taşlar olmasa orda insanların yaşadığına inanmak zor oluyor. Gezdikçe
burada yaşayan insanlar olduğunu onların da sevdiğini,üzüldüğünü,ağladığını ve
korktuklarını hayal ettim. Gezerken aslında bir müzeyi değil de insanların
evlerini gezdim. Çünkü o kadar güzel korunmuş ki eserler bu hissi yaşamamak
mümkün değil.
Ancak bir o kadar da
üzüldüm. Çünkü dağların tepesine, taşlara yapılan evler,kliseler yaşanan
korkunun yansımasıydı. O kadar korkmuşlar ki doğadan belki hayvanlardan havyan
derken iki ayaklı olanlar bu soğuk ve ürpertici taşlara yerleşmişler ve
yaşamamışlar.
Göreme,Avanos,Zelve hepsin de de aynı yaşamışlık hissi
vardı. Biraz korku biraz keder ve bu muhteşem yerlerin bu kadar yakınımızda
olmasına şükrederek otele döndüm.Otele dönerken Avanosta yaşadıklarımızı
düşündüm.İnsanları,otobüsleri,Kızılırmağı ve kazları. Bu kadar güzel yerde
yaşayan insanların ilgisizliği beni çok şaşırttı. Hele Kızılırmak boyunca
kenarına yapılan parklarda,Suyun huzuruna kendini bırakmak dışında her şeyi
yaptıklarını gördüm. Evet Nevşehir çok güzel bir yer ancak insanları
oldukça,huzursuz ve mutsuz.
Nevşehir insanlarını ve gerçek Nevşehir’i başka bir yazımda
size aktaracağım…
Selam ve dua ile kalın…
Fotoğraf : Sevim Görkan Ergün
Sevim Görkan Ergün....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder