Arap Spring etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arap Spring etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2014 Çarşamba

Sosyal Medya Özgürlük mü Tutsaklık mı ?





Hemen her gün yeni haberlerle,yeni kişilerle önümüze çıkan medyanın güçlü olduğunu anlamak için insanların o gün ne konuştuklarına bak yeterli. Sokaklarda, otobüslerde,evlerde,işyerlerinde ve elbette artık hayatımızın büyük kısmında yer alan sosyal paylaşım sitelerinde  yaptığımız paylaşımlarda bile medyanın  bize servis ettiği yada konuşmamızı istediği konular var.

Hemen her gün değişen bir gündemimiz var . Bugün bahsettiğimiz ,konuştuğumuz konu yarın çoktan eskimiş oluyorİşte dün konuştuğumuz tarafını tuttuğumuz yada eleştirdiğimiz konu ve kişileri neredeyse ertesi gün hatırlamıyoruz.Daha kötüsü  ise dalga halinde gelen bu haberler bizi ne kadar ilgilendiriyor? Bazen söylenen bir söz için fırtınalar koparırken düşünüyor muyuz acaba beni ne  kadar ilgilendirir ? Ya da şöyle düşünelim, artık sosyal medya ve sosyal medya da yapılan konuşulan  olaylar ve kampanyalar var. Herkesin bir anda olaya dahil olduğu sosyal paylaşım ağlarında birden bire kopan fırtınalar, kampanyalar, karalamalar, taraf tutmalar..
Ve en önemlisi O ya da bu olduğumuzu belirtmek için herkesin yapıştırdığı ve yaftaladığı sözler var .Örnek vermek gerekirse : Hepimiz Hrantız ,Hepimiz Aliyiz gibi 


Aslında normal hayatta ilgimizi dahi çekmeyecek,asla dönüp bakmayacağımız haberler,basın yayın kuruluşları tarafından çeşitli hileler ile dikkatimizi o yöne çekiyor.Önemsiz olan bir haberin manşetten vermesi,toplumun duygularını irite edecek resimlerin kullanılması veya dramatik bir şekilde haberlerin verilmesi konu ile hiç alakası olmayan bizleri onu düşünmeye,yargılamaya,eleştirmeye ve taraf tutmaya kadar götürüyor. Yani gazeteler,haber kanalları,köşe yazarları bizim ne konuşmamız gerektiğine karar verir durumdaBir yazarın yazdığı yazının manşetten verilmesi, karşı tarafın görüşleri eşliğinde yazının servis edilmesi ile dikkat o yöne çekilir.Pekala bu konuda da başarılı oldukları gayet açıktır.İyi de ya gözden kaçırdıklarımız ? Bizim için çok önemli diye verilen Çinin bilmem hangi şehrinde yaşanan sel olayını biz konuşurken ya ekmeğe gelen zam ? Ya da biz bir kadın milletvekilinin ses kayıtları hakkında yorum yaparken meclisten sabaha doğru geçen yasalarda yer alanlar ? 


İşte tam bu arada medyanın oyalama ve toplumu yönlendirme işlevi ortaya çıkıyor.Hiç dikkatimizi çekmeyen olayların birden ülkenin en büyük sorunu haline gelmesi,her gün yanından geçtiğimiz mendil satan Osmanın okul masrafları için açılan büyük kampanyaya ne demeli? Yoksa biz değil miyiz her sabah önünden geçen ve ona sadece acıklı bakışlarımızı diken ? Ne oldu yani bir akşam hepimiz vicdanlı mı olduk ki okula gitmesi için para akıtmaya başladık ? Yok yok işte tam burada medya faktörü var Bizin nasıl davranacağımız, kime nasıl tepki vereceğimiz ve tabiî ki olaylara,kişilere nasıl taraf tutacağımız bize medya tarafından empoze ediliyor.


      Gerek Arap Baharında gerekse Türkiye’de yaşanan  Gezi olaylarında genel olarak sosyal medya faktörünü gördük. İnsanlar sosyal medya üzerinden haberdar,taraf ve karşı taraf oldular. Sosyal medya üzerinden yayılan haberler,yardım çağrıları vs derken olar bir anda provakasyonlara döndü. Aslında olumlu bir şekilde kullanılan insanların birebir olaylardan haberdar olmak için bir alternatif olarak gördüğü sosyal medya biranda provakasyon aracı oldu. Yalan yanlış yayılan haberler,Türkiye’ye dahi ait olmayan fotoğraflar,bilinçsizce yapılan retweet ve favoriler olayların büyümesine ve boyut değiştirmesine neden oldu. Tıpkı şuan Kobanede yaşanılanların aktarıldığı gibi. Yine Sosyal medya üzerinden yayılan yalan yanlıl,kirli haberlere maruz kalıyoruz.Yaşanan bu haber kirliliği sonunda hem psikolojik bir hareket başarıya ulaşırken bir yanda da sakin insanların galeyana gelmesine sebep oluyor. Özellikle paylaşıla fotoğraflar insanları sokaklara dökmeye yetiyor.


Evet sosyal medya bir yanda haberleşme özgürlüğü sunarken bir yandan da provakatif söylemlerin rahatlıkla vücut bulduğu bir mecra oluyor. Medyanın bu uyutma ,oyalama ve yönlendirme oyunlarına gelmemek için her zaman olaylara eleştirel bakmalı bize gösterilen ve bazen linç Kampanyalarına dönen kişileri aşağılama haberlerine daha duyarlı olmalıyız.Çünkü ayrı yerlerde söylenen ve kayıt edilen sözler montaj yöntemi ile bir araya getirilebilir ve bir bütünmüş gibi servis edilebilir bizlere.Bu yüzden yargılamadan,linç etmeden ve taraf tutmadan olaylara daha geniş çerçeveden bakmalıyız.Ve en önemlisi biz şuyuz biz buyuz diye sokaklara inmeden acaba ben kullanılıyor olabilir miyim ? diye düşünmeliyiz  Herkes ve her şey olmak bu kadar kolayken biz tek olmalının zorluklarına katlanmalıyız ve en önemlisi yığının bir parçası değil bütünün önemli parçalarından biri olmalıyız.



 Sevim Görkan Ergün / 8 Octaber 2014