Hemen
her gün yeni haberlerle,yeni kişilerle önümüze çıkan medyanın güçlü olduğunu
anlamak için insanların o gün ne konuştuklarına bak yeterli. Sokaklarda,
otobüslerde,evlerde,işyerlerinde ve elbette artık hayatımızın büyük kısmında
yer alan sosyal paylaşım sitelerinde
yaptığımız paylaşımlarda bile medyanın
bize servis ettiği yada konuşmamızı istediği konular var.
Hemen her gün
değişen bir gündemimiz var . Bugün bahsettiğimiz ,konuştuğumuz konu yarın
çoktan eskimiş oluyor…İşte dün konuştuğumuz tarafını tuttuğumuz yada eleştirdiğimiz konu ve
kişileri neredeyse ertesi gün hatırlamıyoruz.Daha kötüsü ise dalga halinde gelen bu haberler bizi ne
kadar ilgilendiriyor? Bazen söylenen bir söz için fırtınalar koparırken
düşünüyor muyuz acaba beni ne kadar
ilgilendirir ? Ya da şöyle düşünelim, artık sosyal medya ve sosyal medya da
yapılan konuşulan olaylar ve kampanyalar
var. Herkesin bir anda olaya dahil olduğu sosyal paylaşım ağlarında birden bire
kopan fırtınalar, kampanyalar, karalamalar, taraf tutmalar..
Ve en
önemlisi O ya da bu olduğumuzu belirtmek için herkesin yapıştırdığı ve
yaftaladığı sözler var .Örnek vermek gerekirse : Hepimiz Hrantız ,Hepimiz Ali’yiz gibi…
Aslında normal hayatta ilgimizi dahi çekmeyecek,asla dönüp
bakmayacağımız haberler,basın yayın kuruluşları tarafından çeşitli hileler ile
dikkatimizi o yöne çekiyor.Önemsiz olan bir haberin manşetten vermesi,toplumun
duygularını irite edecek resimlerin kullanılması veya dramatik bir şekilde
haberlerin verilmesi konu ile hiç alakası olmayan bizleri onu
düşünmeye,yargılamaya,eleştirmeye ve taraf tutmaya kadar götürüyor. Yani
gazeteler,haber kanalları,köşe yazarları bizim ne konuşmamız gerektiğine karar
verir durumda…Bir yazarın yazdığı yazının manşetten
verilmesi, karşı tarafın görüşleri eşliğinde yazının servis edilmesi ile dikkat
o yöne çekilir.Pekala bu konuda da başarılı oldukları gayet açıktır.İyi de ya
gözden kaçırdıklarımız ? Bizim için çok önemli diye verilen Çin’in bilmem hangi şehrinde yaşanan sel olayını biz konuşurken ya ekmeğe
gelen zam ? Ya da biz bir kadın milletvekilinin ses kayıtları hakkında yorum
yaparken meclisten sabaha doğru geçen yasalarda yer alanlar ?
İşte tam bu arada
medyanın oyalama ve toplumu yönlendirme işlevi ortaya çıkıyor.Hiç dikkatimizi
çekmeyen olayların birden ülkenin en büyük sorunu haline gelmesi,her gün
yanından geçtiğimiz mendil satan Osman’ın okul masrafları
için açılan büyük kampanyaya ne demeli? Yoksa biz değil miyiz her sabah önünden
geçen ve ona sadece acıklı bakışlarımızı diken ? Ne oldu yani bir akşam hepimiz
vicdanlı mı olduk ki okula gitmesi için para akıtmaya başladık ? Yok yok işte
tam burada medya faktörü var… Bizin nasıl davranacağımız,
kime nasıl tepki vereceğimiz ve tabiî ki olaylara,kişilere nasıl taraf
tutacağımız bize medya tarafından empoze ediliyor.
Gerek
Arap Baharında gerekse Türkiye’de yaşanan Gezi olaylarında genel olarak sosyal medya
faktörünü gördük. İnsanlar sosyal medya üzerinden haberdar,taraf ve karşı taraf
oldular. Sosyal medya üzerinden yayılan haberler,yardım çağrıları vs derken
olar bir anda provakasyonlara döndü. Aslında olumlu bir şekilde kullanılan
insanların birebir olaylardan haberdar olmak için bir alternatif olarak gördüğü
sosyal medya biranda provakasyon aracı oldu. Yalan yanlış yayılan
haberler,Türkiye’ye dahi ait olmayan fotoğraflar,bilinçsizce yapılan retweet ve
favoriler olayların büyümesine ve boyut değiştirmesine neden oldu. Tıpkı şuan
Kobanede yaşanılanların aktarıldığı gibi. Yine Sosyal medya üzerinden yayılan
yalan yanlıl,kirli haberlere maruz kalıyoruz.Yaşanan bu haber kirliliği sonunda
hem psikolojik bir hareket başarıya ulaşırken bir yanda da sakin insanların
galeyana gelmesine sebep oluyor. Özellikle paylaşıla fotoğraflar insanları
sokaklara dökmeye yetiyor.
Evet
sosyal medya bir yanda haberleşme özgürlüğü sunarken bir yandan da provakatif
söylemlerin rahatlıkla vücut bulduğu bir mecra oluyor. Medyanın bu uyutma
,oyalama ve yönlendirme oyunlarına gelmemek için her zaman olaylara eleştirel
bakmalı bize gösterilen ve bazen linç Kampanyalarına dönen kişileri aşağılama
haberlerine daha duyarlı olmalıyız.Çünkü ayrı yerlerde söylenen ve kayıt edilen
sözler montaj yöntemi ile bir araya getirilebilir ve bir bütünmüş gibi servis
edilebilir bizlere.Bu yüzden yargılamadan,linç etmeden ve taraf tutmadan
olaylara daha geniş çerçeveden bakmalıyız.Ve en önemlisi biz şuyuz biz buyuz
diye sokaklara inmeden acaba ben kullanılıyor olabilir miyim ? diye
düşünmeliyiz… Herkes ve her şey olmak bu kadar kolayken biz
tek olmalının zorluklarına katlanmalıyız ve en önemlisi yığının bir parçası
değil bütünün önemli parçalarından biri olmalıyız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder