Denemelerimi yayınlamaya devam ediyorum umarım beğenirsiniz...
Rüzgar hafif hafif esiyor denizden getirdiği o
serin havayı yüzüne çarpıyordu.Lastik bir tokayla ensesinde topladığı saçları
onun sakinliğine inat bir o tarafa bir bu tarafa uçuşuyordu. Denize yansıyan
ışıklar garip şekiller oluşturuyor sanki gerçekmiş hissine kapılmasına neden
oluyordu.Yine de gözlerini kırpmadan uzun uzun etrafı seyrediyor sanki bir
heykelmiş gibi hareketsiz öylece oturuyordu. O da bilmiyordu ne zamandan
beridir öyle oturduğunu en son hatırladığı şey hıçkırıklar içinde yokuş aşağı
koşarken kendini burada bulmuş , görünmez bir el onu buraya kayalıkların yanına
kadar itmiş ve sonrada çekip gitmişti. Nefes alışları bile sessiz ve
düzenliydi.Hiç bir şey onu rahatsız etmek istemiyormuş gibi davranıyordu
.Sessizce dalıp çıkan karabatak bile ona uyuyordu hareketlerindeki uyumla. Kim
bilir neler düşünüyordu şuanda nasıl olmuştu da saatlerdir buradaydı ve aklına
bile gelmemişti hiçbir şey. Düşünüyordu ,hayal ediyordu ve yine düşünüyordu
zaten saatlerdir yaptığı tek şeyde bu değimliydi. Nasıl anlamamıştı,nasıl farkına
varamamıştı bunun . Halbuki sevdiği adamda günlerdir var olan değişiklikleri
şimdi anlıyordu.Eskisi gibi değildi Mehmet… Daha sessiz ve daha sıkılır olmuştu
onun yanında. En son ne zaman güldüklerini hatırlayamadı mesela. Ya da en son
ne zaman beraber uyumuşlardı…
Hayretler içinde kalıyordu düşündükçe. Mehmet’in
gün ve gün ondan uzaklaştığını onu öperken bile mesafeli olduğunu şimdi
anlıyordu. Sahi olan neydi ? Ne olabilirdi ? Sevdiği adam ,can yoldaşı,ev
arkadaşı,dostu ve her şeyi neden ondan
nefret eder hale gelmişti… Hayal etmeye başladı
, Sessiz sessiz başlayan düşünceler sanki o anı bekliyormuş gibi hücum
ettiler beynine… Dayanamıyor Mehmet’in her sözü aklına geldikçe kaçmak istiyor
kaçamıyor ve sadece ağlıyordu… Dayanamadı en sonunda daha fazla duramadı
tutmuyordu artık deniz onu… Koştu koştu
ve koştu…. Eve vardığında nefes nefeseydi… Birden duraksadı , açılan saçlarını
terleyen alnından ileri attı… Ve birden dikkat kesildi. Gece gibi kap kara olan
gözleri sanki biraz daha karardı ve
olduğu yerde yığılmamak için duvara tutundu… Gözlerini yerden kaldırdı ve
tekrar baktı. İşte oradaydı Mehmet ve Göksel…. Gidip çığlık çığlığa haykırmak
neden sorusunu yüzlerine vurmak geçti içinden sonrada inanılmaz vahşet anları…
Tıpkı çocukluğunda ki gibi kanla dolu sahneler hayal etti ve yıllar sonra ilk
defa birini öldürmek istediğini düşündü…. Kendine gelmesi uzun sürmedi ve
Mehmet ile Göksel’in gülüşmeleri birbirlerine arzu ile bakmaları onu
çıldırtmaya yetti… Hiçbir şey yapmadan sessiz sessiz çıktı bahçeden. Geldiği
gibi ama daha hızlı rüzgar gibi koştu koştu… Koşarken yüzünü okşayan rüzgar ona
çocukluğunu, Mehmet ile rüzgarla yarışmalarını hatırlatıyordu. Sanki 10 yaşında
ki haliyle koşuyordu tam düşecekken Mehmet ona kolunu uzatacaktı…
Koştu koştu ve koştu…. Yine saatlerdir olduğu
yere geldi ama bu sefer daha sakin ne yapacağından emin bir şekilde etrafa kara
gözlerle baktı…. Gözlerinde inanılmaz bir ışıltı ve gülümseme vardı. İnanılmaz
kahkahalar attı , etrafında döndü dans etti çığlık çığlığa şarkılar
söyledi. Arada bir koşan insanların göz
ucuyla bakmalarına aldırmadı ve tekrar sakinleşti… Birden ölümün ne kadar güzel
olabileceğini düşünmeye başladı. Ruhun nasıl özgür olacağını, bedenden
ayrılırken yaşayacağı o inanılmaz ama harika acıyı hayal etti ve gülümsedi… Kan
görmeyi özlediğini düşündü hem neden unutmuştu ki bu hissi… Hep Mehmet bunun
bir hastalık olduğunu söylemişti ve ona inandırmıştı… Ama neden hastalık olsun
ki insanlar ölmekten korktukları için ölümü düşünenleri yada onun gibi ölümü
sevenleri ve herkesi ölü olarak hayal edenleri hasta olarak damgalıyordu.Belki
de hasta olan kendilerine normal olarak isim takan yaşayan ölülerdi. Ne de olsa
o ölümü her gece hayal eder herkes için inanılmaz ölüm anları düşlerdi .
Nasılda mutlu olduğunu düşündü yalnız ama mutluydu. Sonra bu düşüncelerini Mehmet’e
açtığında onun gözlerinin dehşet içinde
büyüdüğünü hele de kendi ölüm hayalini dinleyince yüzündeki korkuyu çok
sevmişti… İnanmıştı ona kahretsin ki ilk defa birine inanmıştı ve her gece
ölümleri tasarladığı odaya birini almıştı…. Nasılda tedavi etmişti Mehmet onu
farkında olmadan ama bir o kadarda ustaca hissettirmeden bir cerrah gibi
çalışmıştı…
Ya şimdi yine onu ölüme onun en sevdiği şeye iten o değil miydi?. Aşağıya
baktı o muazzam yükseklik onu gülümsetmeye yetti.Ne kadarda harika olabilir di
kayalıklara çarpan ve parçalanan cesedi.Acaba ne düşünürdü parça parça bedenini
gören Mehmet. Ya sevdiği ellerin ezildiğini görmesi ne hissettirirdi ona.
Birden düşünmeyi kesti ve derin bir nefes aldı her şeyi ama her şeyi ona unutturacak
kadar temiz ve serin…. Başı dönüyordu ama dünyadan mı sarhoşluktan mı yoksa
ölümün büyüsünden mi karar veremedi… Adım adım ölüme gidiyordu ve sanki
karşısında elinde çiçeği ile bekleyen Mehmet varmış gibi gülümsüyordu….
İnanılmaz bir kahkaha ve çığlık ardından sessizlik tıpkı ölüm gibi….
Kilyos
açıklarında kayalıkların dibinde sabah
balıkçıların bulduğu parçalanmış kadın cesedinin kime ait olduğu henüz
bulunamadı. Ama kadının yüzündeki garip mutluluk ve elindeki bir kolye hayli
ilginçti….. Kolye de üzeri taşla çizilmeye çalışılan M harfi ve hiçbir şekilde zarar
görmeyen A harfi yer alıyordu.Polis olayı çözmeye çalışıyor.Mehmet bu satırları
okuduğunda elindeki bardağı yere düşürdü ve hareketsiz öylece kalakaldı
yalnızca aklında şu cümle vardı : Bir gün ölmeye karar verirsem bu deniz kenarı
olur herhalde… Düşünsene ne kadarda güzel olur öyle bir ölüm sessizlik, rüzgar
ve denizin muhteşem kokusu ve elbette elimde kolyem……
Sevim Görkan Ergün / 28.11.2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder