29 Kasım 2014 Cumartesi

ÖLÜMÜN BÜYÜSÜ

      

Denemelerimi yayınlamaya devam ediyorum umarım beğenirsiniz...






Rüzgar hafif hafif esiyor denizden getirdiği o serin havayı yüzüne çarpıyordu.Lastik bir tokayla ensesinde topladığı saçları onun sakinliğine inat bir o tarafa bir bu tarafa uçuşuyordu. Denize yansıyan ışıklar garip şekiller oluşturuyor sanki gerçekmiş hissine kapılmasına neden oluyordu.Yine de gözlerini kırpmadan uzun uzun etrafı seyrediyor sanki bir heykelmiş gibi hareketsiz öylece oturuyordu. O da bilmiyordu ne zamandan beridir öyle oturduğunu en son hatırladığı şey hıçkırıklar içinde yokuş aşağı koşarken kendini burada bulmuş , görünmez bir el onu buraya kayalıkların yanına kadar itmiş ve sonrada çekip gitmişti. Nefes alışları bile sessiz ve düzenliydi.Hiç bir şey onu rahatsız etmek istemiyormuş gibi davranıyordu .Sessizce dalıp çıkan karabatak bile ona uyuyordu hareketlerindeki uyumla. Kim bilir neler düşünüyordu şuanda nasıl olmuştu da saatlerdir buradaydı ve aklına bile gelmemişti hiçbir şey. Düşünüyordu ,hayal ediyordu ve yine düşünüyordu zaten saatlerdir yaptığı tek şeyde bu değimliydi. Nasıl anlamamıştı,nasıl farkına varamamıştı bunun . Halbuki sevdiği adamda günlerdir var olan değişiklikleri şimdi anlıyordu.Eskisi gibi değildi Mehmet… Daha sessiz ve daha sıkılır olmuştu onun yanında. En son ne zaman güldüklerini hatırlayamadı mesela. Ya da en son ne zaman beraber uyumuşlardı…


Hayretler içinde kalıyordu düşündükçe. Mehmet’in gün ve gün ondan uzaklaştığını onu öperken bile mesafeli olduğunu şimdi anlıyordu. Sahi olan neydi ? Ne olabilirdi ? Sevdiği adam ,can yoldaşı,ev arkadaşı,dostu ve her şeyi  neden ondan nefret eder hale gelmişti… Hayal etmeye başladı  , Sessiz sessiz başlayan düşünceler sanki o anı bekliyormuş gibi hücum ettiler beynine… Dayanamıyor Mehmet’in her sözü aklına geldikçe kaçmak istiyor kaçamıyor ve sadece ağlıyordu… Dayanamadı en sonunda daha fazla duramadı tutmuyordu artık  deniz onu… Koştu koştu ve koştu…. Eve vardığında nefes nefeseydi… Birden duraksadı , açılan saçlarını terleyen alnından ileri attı… Ve birden dikkat kesildi. Gece gibi kap kara olan gözleri  sanki biraz daha karardı ve olduğu yerde yığılmamak için duvara tutundu… Gözlerini yerden kaldırdı ve tekrar baktı. İşte oradaydı Mehmet ve Göksel…. Gidip çığlık çığlığa haykırmak neden sorusunu yüzlerine vurmak geçti içinden sonrada inanılmaz vahşet anları… Tıpkı çocukluğunda ki gibi kanla dolu sahneler hayal etti ve yıllar sonra ilk defa birini öldürmek istediğini düşündü…. Kendine gelmesi uzun sürmedi ve Mehmet ile Göksel’in gülüşmeleri birbirlerine arzu ile bakmaları onu çıldırtmaya yetti… Hiçbir şey yapmadan sessiz sessiz çıktı bahçeden. Geldiği gibi ama daha hızlı rüzgar gibi koştu koştu… Koşarken yüzünü okşayan rüzgar ona çocukluğunu, Mehmet ile rüzgarla yarışmalarını hatırlatıyordu. Sanki 10 yaşında ki haliyle koşuyordu tam düşecekken Mehmet ona kolunu uzatacaktı…  


Koştu koştu ve koştu…. Yine saatlerdir olduğu yere geldi ama bu sefer daha sakin ne yapacağından emin bir şekilde etrafa kara gözlerle baktı…. Gözlerinde inanılmaz bir ışıltı ve gülümseme vardı. İnanılmaz kahkahalar attı , etrafında döndü dans etti çığlık çığlığa şarkılar söyledi.  Arada bir koşan insanların göz ucuyla bakmalarına aldırmadı ve tekrar sakinleşti… Birden ölümün ne kadar güzel olabileceğini düşünmeye başladı. Ruhun nasıl özgür olacağını, bedenden ayrılırken yaşayacağı o inanılmaz ama harika acıyı hayal etti ve gülümsedi… Kan görmeyi özlediğini düşündü hem neden unutmuştu ki bu hissi… Hep Mehmet bunun bir hastalık olduğunu söylemişti ve ona inandırmıştı… Ama neden hastalık olsun ki insanlar ölmekten korktukları için ölümü düşünenleri yada onun gibi ölümü sevenleri ve herkesi ölü olarak hayal edenleri hasta olarak damgalıyordu.Belki de hasta olan kendilerine normal olarak isim takan yaşayan ölülerdi. Ne de olsa o ölümü her gece hayal eder herkes için inanılmaz ölüm anları düşlerdi . Nasılda mutlu olduğunu düşündü yalnız ama mutluydu. Sonra bu düşüncelerini Mehmet’e açtığında  onun gözlerinin dehşet içinde büyüdüğünü hele de kendi ölüm hayalini dinleyince yüzündeki korkuyu çok sevmişti… İnanmıştı ona kahretsin ki ilk defa birine inanmıştı ve her gece ölümleri tasarladığı odaya birini almıştı…. Nasılda tedavi etmişti Mehmet onu farkında olmadan ama bir o kadarda ustaca hissettirmeden bir cerrah gibi çalışmıştı… 

Ya şimdi yine onu ölüme onun en sevdiği şeye iten o değil miydi?. Aşağıya baktı o muazzam yükseklik onu gülümsetmeye yetti.Ne kadarda harika olabilir di kayalıklara çarpan ve parçalanan cesedi.Acaba ne düşünürdü parça parça bedenini gören Mehmet. Ya sevdiği ellerin ezildiğini görmesi ne hissettirirdi ona. Birden düşünmeyi kesti ve derin bir nefes aldı her şeyi ama her şeyi ona unutturacak kadar temiz ve serin…. Başı dönüyordu ama dünyadan mı sarhoşluktan mı yoksa ölümün büyüsünden mi karar veremedi… Adım adım ölüme gidiyordu ve sanki karşısında elinde çiçeği ile bekleyen Mehmet varmış gibi gülümsüyordu…. İnanılmaz bir kahkaha ve çığlık ardından sessizlik tıpkı ölüm gibi….



 Kilyos açıklarında kayalıkların dibinde  sabah balıkçıların bulduğu parçalanmış kadın cesedinin kime ait olduğu henüz bulunamadı. Ama kadının yüzündeki garip mutluluk ve elindeki bir kolye hayli ilginçti….. Kolye de üzeri taşla çizilmeye çalışılan M harfi ve hiçbir şekilde zarar görmeyen A harfi yer alıyordu.Polis olayı çözmeye çalışıyor.Mehmet bu satırları okuduğunda elindeki bardağı yere düşürdü ve hareketsiz öylece kalakaldı yalnızca aklında şu cümle vardı : Bir gün ölmeye karar verirsem bu deniz kenarı olur herhalde… Düşünsene ne kadarda güzel olur öyle bir ölüm sessizlik, rüzgar ve denizin muhteşem kokusu ve elbette elimde kolyem……


Sevim Görkan Ergün / 28.11.2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder